Zamanın Şiiri

Zamanın bir şiiri olmalı.
Güne atılmış küçük bir çentik gibi
Keskin, derin, yaralı ve acısız ama sert bir resim.

Bu zamanın,
İçimize işleyen
Karnımızın dibine oturan
Yumruk yumruk olup bağıran,
Hiç çıkmayan
Hep bir yumru olup
Boğazımızda takılan
Tiz bir seste kendini bulan
Kendini bilen
Bir sözü olmalı.

Bu zamanların bir kokusu olmalı.

Ağaç gibi.

Yosun gibi.

İnsan gibi.

Bizi hiç aldatmayan
Güven veren
Vaat etmeyen ama
Seven.

Bir kırmızı elbise, iki sokak arasında on beş yumruk, tanklar dolusu insanın içini yakan su, yürekleri ezen beyaz bembeyaz duman, dans eden maskeli insanlar, ertesi günü bilmeden sarılan, öpüşen dostlar, herşeye rağmen inatla yürünen büyülü meydanlar, devrimi arayan yaşlı hanımlar, sabah vakti köprüleri aşan bedenler, yerlerde sürünen, yerlerde yürüyen ayaklar, yeşiller arasında mumlar, karanlık bir yaz sabahı alevler, ışık, ışık, ışık, ışık, ışık, ışık, ışık, hep ışık… Hani şu yanınca dünyayı aydınlatan, yeri göğü sarsan, kalplerimizi ısıtan, geleceği görmemizi sağlayan, renklerin ayrıştığı, şekillerin keskinleştiği bir dünya, bin dünyayı bize getiren cinsten.

Zamanın bir şiiri olmalı.

Işıksız da duyulabilen.

18 Temmuz 2013, Datça
İstanbul’dan uzak, büyük Haziran’ın ertesinde, sessiz, tedirgin bir yaz gecesi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir