Bu dünya batmadan

Bir arkadaşım var. Yağmur suyunun asitli ve zararlı olduğuna inanıyor ve her yağmur yağdığında oğlu okuldan geldiğinde servise kadar iki şemsiyeyle yürüyor ve sonra oğlunu yağmurdan korumak için ikinci şemsiyeyle onunla beraber geri yürüyor. Yağmur kadar güzelim bir şey onun için tam bir kabus artık. Bir sebebi var tabii. Durup dururken olmuyor insan böyle.

Geçenlerde markette alış veriş yapıyorum. Eve sucuk alayım dedim. Sırayla tüm ürünlere bakarken bir marka gördüm; paketinin üzerinde şöyle diyordu “GDOsuz, doğal sucuk”. Bir an düşündüm. Bu öyleyse tüm diğerleri de GDOlu mu yani o zaman? Yani seçimimiz GDOlu ya da GDOsuz bir yaşam arasında mı gidiyor? Tavuk mu istiyorsunuz GDOlusu da var ama GDOsuzunu alsanız daha iyi hani şöyle 20-30 liracık bir farkla sağlık satın alabilirsiniz yani. Pirinç çekti canınız yani daha doğrusu pilav, kuru fasulye pilav mı yapacaksınız seçim sizin; ya içinde ne idüğü belirsiz şeylerin olduğu beyaz pirinci tercih edeceksiniz ya da ne olacak canım şöyle bir iki kat daha fazla para verin esmer pirinç alın ya da ne bileyim organik pirinç, doğal pirinç, o pirinç, bu pirinç… Bu kadar basit şeylerin bile şüphe altında olması ne acı.

Eskidendi o. Domatesi dalından koparırdık ve kokardı. Dedelerimiz, anneannelerimiz bizi şekerle, çikolatayla kandırırdı. Şimdiyse “şeker zehir” diyen bir dede var bizde. Nasıl bir insafsız Sabuha’ysa şekerli gıdalar sektörü, gözlerini kırpmadan senelerce ve halen de defatla çocukları hedef aldılar o zehir ötesi zehirlerle… Hayretler içindeyiz. Paketli herşey hatta hani o çaya banıp yediğimiz petit-beure bisküviler bile zararlıymış. Annem bazen iki tanesinin arasına tereyağı ve bal sürerdi ne güzel olurdu yahu. Şimdi o da yok. O masum petit-beurre’ler paketli ya, hah işte onlar birer kimyasal yuvası, canavar onlar! Diğer paketli keklere, ıvır zıvıra falan girmiyorum bile. Bebe bisküvisi bile paketli. Şimdi ne yapacağız? Sütün içine koyup erittiğimiz o bebe bisküvileri zehir miydi yani? Öyleyse bizler ve annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz, anneannelerimiz de biz hepimiz de katil miydik tüm bunları yaparken?

Evet, o eskidendi. Temiz ol evladım şampuanla iki kere yıka derdi annelerimiz bize, şimdi saf sabunla mı yıkasak hiç mi yıkamasak saçlarımızı diye düşünekalır olduk. Odyssey’de geçer; Ege’de herkes saçını denizden çıkınca zeytinyağıyla yıkarmış. Acaba biz de mi öyle olsak ne yapsak? Ama canım insan içine zeytinyağlı saçla çıkılır mı? Dişini sabah akşam fırçala vardı bir de, şimdiyse suyla yok doğal diş macunuyla en olmadı karbonatla fırçala, o diş macunları var ya, onlarda ne kimyasal var bir bilseniz düşüp geberirsiniz o sizi gebertmeden oldu artık.

İnternet üzerinden o hanımın, bu beyin çiftliğinden sebze meyve getirtmeye çalışanlar, kafayı kırıp datça’nın, bozcaada’nın, o köyün bu köyün bir köşesine kendini atıp yaz kış hayatını orada yaşayanlar, Feriköy organik pazarı müdayimleri mi istersiniz, herkeste ayrı bir panik havası… Sanki bunca zamandır uyuyorduk ve birden uyandık ve herşey zararlı oldu artık. Attığımız en basit adım bile bizi dar ağacına götürürken yüzümüze gülümseyen bir eda oldu artık.

Unutmak mümkün değil tüm bunları tabii. Ama siz, yine de, iyisi mi, bir an için herşeyi unutun. Gözlerinizi kapatın. Kendinizi o çok sevdiğiniz bir dünyada hayal edin. Benimki denizdir, yosun kokusudur, ayağımın altında kumun gıdıklamasıdır, çok sıcak değildir, rüzgar hafifçe eser, her şey eskisi gibidir, doğaldır, hiç bir endişem yoktur, deniz bana ancak bana iyi gelen şeyleri verir. Hayır balıkta da kurşun var demeyecek kimse! Lütfen! Belki de sizin o dünya bir bozkırdır, uçsuz bucaksız, kaybolduğunuz bir vadinin içindesinizdir belki de, bir atın üstünde, ya da başka bir ülkede başka bir şehirde, dağın tepesindesinizdir, aşağı bakıyorsunuz ve rüzgar sizi sıyırıp gidiyordur, havada müthiş bir dağ taş yeşillik kokusu, hava sert ama umrunuzda değildir. Ya da ormandasınız ağaçların hışırtısını duyuyorsunuz, toprak kokuyor, toprağın üstünde sevişmek istiyorsunuz o derecede güzel kokuyor toprak, yağmur yağmış, yeni durmuş ve siz o yağmurda ıslanmışsınız ama umrunuzda değil. Gidin o dünyaya. Hayatınızda bir gün de olsa, bir ay ya da bir yıl da olsa. Artsız, dertsiz ve tertemiz o dünyanın doğasının içinde anlarınız, anılarınız olsun. Bu dünya batıyor. Batmadan yaşamak lazım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir