2011-2012 sezonuna gireli sanırım 2-3 ay oldu. Bu sene radikal bir kararla GalataPerform’da kendi oyunlarımızı yapmamaya karar verdik. Sadece proje-prova ve atölyelere açacaktık ama kiralamalara da açıktık. Nitekim program da öyle şekilleniyor. 2012 senesi böyle biraz geçiş aşamasında tamamlanacak ve bu senenin sonunda yeni bir yere geçmeyi hedefliyoruz. Umarım her şey yolunda giderse…
Yüzyılın Aşkı devam ediyor. Daha düşük bir tempoyla farklı mekanlarda. İlk oyunumuzu Akatlar Kültür Merkezi’nde oynadık. Güzeldi. Sadece bütün oyun bir masa ve iki iskemle etrafında şekillendiği için masamız yorulmuş. Geçen oyunda iskemlelerde sorun çıkmıştı bu oyun da masa sinyal verdi. Beni ihmal ettiniz diye. Bakıma alınması lazım. Gelecek oyuna kadar. Kendisiyle özel bir konuşma yaptık. Rahatsızlıklarını ifade etti. Umarım birbirimizi anlamışızdır.
Oyunu tekrar izlerken yine provaya girme hissiyatı kapladı içimi. Bu bir klasik artık. Ne kadar tatminsiz bir yönetmen olduğumu bilemezsiniz. Bu artık tatminsizlik değil de bence kendini bilmezlik derecesine dayandı. Yazık oyuncularımızın da bir suçu yok aslında. Ben ne dediysem onu yapıyorlar ama her seferinde içimi “öfff kim yapmış bu oyunu, şöyle olur mu böyle olur mu” meseleleri kaplıyor. Artık kimseler dayanamayacak birgün bana diye çok korkuyorum. Yine de hatırlama provaları sırasında ilk sahnede değişiklik yapmayı başardım. :))) Belki birkaç yurt dışı turnemiz olacak. O sırada da bir şeyler sıkıştırırım artık… Oyuncular da en yakın köprüden atarlar beni artık.
Bu arada mekanda yani GalataPerform’da Yeni MEtin Yeni Tiyatro oyun yazarlığı atölyeleri başladı. Bu konuda alçak gönüllülük yapmayacağım. Bence çok iyi bir program oluşturduk. Yabancı oyun yazarlarıyla ve kendi perspektifimizle güzel bir program oldu. Şu anda üniversitelerde bile böyle bir oyun yazarlığı programı yok bence. Ama tabii sonuçlar ne olur bilemem. Yol üzerinde ilerledikçe anlayacağız. Geçmişte yaşanan tatsızlıkların bir daha tekrarlanmaması için önlem almaya çalışıyoruz. Artık hiç ne diye sormayın hatırlamak bile istemiyorum. İlk ders 1 aralık akşamı başladı. Önce Yeni Metin Yeni Tiyatro’nun geçmişte yaptıklarından başladık. Sonra bu sene yapacaklarımızı anlattık ve sonra katılımcıların kendilerini anlatmalarını istedik. Güzel ve farklılıklarıyla beraber zenginleşen bir grup oldu. Burslular ve yarı bursluların olması çok iyi bir fikirdi bence. Çünkü bu programın sadece para verip bir şeyler öğrenmek isteyen insanlardan ibaret olmasından ziyade beraber yol alabileceğimiz kişilerden oluşması bizim için çok değerli. Hatta bu nedenle ücret veren insanları bile geri çevirmek durumunda kaldık açıkçası. Okan Urun, Mark Levitas, Beliz Güçbilmez ve Sibel Arslan Yeşilay da ekibin ve programın içinde büyük katkı sağladılar ve sağlayacaklar da. Sadece ayrılan bir arkadaşımız oldu ekipten. O konuda üzgünüz. Bunun dışında her şeyin güzel ilerleyeceğine inancım var.
Yeni oyunumu yazmaya başladım. Kafada yazmaya başladım desem belki daha doğru ama biraz biraz da yazıyorum. Muhtemelen Nisan gibi çıkar. Beraber çalışmayı istediğim müzisyenler ve oyuncular var. Bir an evvel elimde bir şeyler oluşsun da onlarla görüşebileyim istiyorum ama bir yandan da acele davranıp hata yapmak ya da istemediğim şeyleri yapmak da istemiyorum. Klasik üretim süreci sancıları devam ediyor yani. Kimi günler bir cümle yazıp 2 sayfa silip bütün gün boş boş oturuyorum ya da daha doğrusu boş oturduğum bir zaman olmuyor da kendimi başka başka işlere veriyorum. Umarım çok bunalımlı bir süreç yaşamam bu sefer. Yüzyılın Aşkı beni ve hayatımı ortadan çatlatmıştı çünkü.
Şimdilerde ilham perilerimi arıyorum. Genelde sabaha karşı 6’ya doğru bahçemde belirip sonra uçup kaçıp gidiyorlar. Kısacası beni delirtiyorlar.