‘Düz Şiirler’ olarak nitelediğim bir şiir kitabım var. Aslında zaman içinde bir araya getirdiğim şiirlerimin bir bütünü bunlar. Başlığı da hazır “Kraliçeme Mektuplar”… Ama henüz yayın meselesine falan girişemedim tam. Muhtemel yakında girişirim.
Geri dönüp baktığımda sürekli kendimle didiştiğim, konuştuğum bir dizi şiir olduğunu gördüm yazdıklarımın. Kim bilir kimisini de kılıfına uydurdum. İşte o hep mükemmel olan bir kişiyle konuştuğumuzu sandığımız anlar, hayatımızı ne çok etkileyen, kimi zaman mutsuzluğumuzun, hüznümüzün ya da sevincimizin kaynağı olan o konuşmalar… Yazmak da böyle bir şey sanırım. Ölmekten korkmak var o kesin ama bir yandan da içimizde beliren bin bir türlü sesi susturma, rahatlatma çabası da var. En azından benim için bu böyle…
Susan Sontag kariyerinin başlarında, yazmakla ilgili şöyle demiş; “The only function of literature lies in the uncovering of the self in history.” (Edebiyatın yegane fonksiyonu kişinin kendisinin tarih içinde ortaya çıkarılmasıdır.) O kişinin içeriği ne olursa olsun… Yazarın peşinde olduğu sonsuz bir kişilikler bütünü ya da kendi içinde yeniden fark ettiği, yaşayamadıklarından yola çıkarak yeniden kurguladığı ve her seferinde kendini tekrar tekrar ürettiği “kendi”nin türevleri, yansımaları, başkalaşımları…
Zaman içinde bayıldığım, ayıldığım kendimi bulduğum başka yazarlar da var tabii. Kadın yazarlar özellikle farklı disiplinlerle yazmak eylemini birleştiren yazarlar ilgimi çekiyor. Mesela Susan Sontag’ın tiyatroyla, yazıyla ve edebiyatla, kuramla zenginleşen dünyasının yanına örneğin bir Sophie Calle, Shirin Neshat ve son olarak da biraz daha konvansiyonel şiirden gelmesine rağmen hayatı ve yazdıklarıyla beni çok etkileyen bir yazar olarak Sylvia Plath’ı koyabilirim. Sophie Calle’in görsel sanatlarla, özellikle fotoğrafla metni birleştiren çalışmaları içime işliyor diyebilirim. Aynı çizgide Shirin Neshat’ın kimi zaman Arapça metni görselliğe kattığı çalışmaları her ne kadar Sophie Calle’in çizgisinin çok dışında ve spesifik olarak bazı işlerinde belirmesine rağmen beni çok etkilliyor. Sylvia Plath’ın hayatını bitirme şekli bana bir şiir gibi geliyor. Hüzünlü bir şiir ama bence bir şiir. Performatif bir eylem içeren. Ölümcül.
‘Lady Lazarus’un “dying is an art form… i do exceptionally well…” sözlerinin gerçeğe ve ne yazık ki teatral bir gerçekliğe bürünmüş hali. ‘Sırça Fanus’unda sıkışmış bir kadının, bir şairin sonu…
Şirin Neşat’ın yarattığı görselliğe bakınca ise bambaşka bir performansın yansımalarında buluyor insan kendini. İranlı bir kadının elleri bir anda İranlı bir kadın fikrinin yazıyla birleşen aykırılığında yakalıyor seyredeni ve aynı zamanda şiddet ellere ve seyredene yöneltilmiş şiddeti iliklerinize kadar hissettiriyor ve yazmak şiddet içeren bir eylem haline geliyor bir anda. Evet, kimi zaman yazmak eylemi, metin ve kadınlık bir arada mucizeler oluşturabiliyor diye düşünüyorum. Bir yandan da yazma sürecinin kadınlık durumunun karşısında işleyen bir mekanizma olduğunu da düşünmüyor değilim kimi zaman. Sanki cinselliğimize, doğamıza aykırı bir iş yapıyormuşuz gibi bir his. Bedenime yazdığım, çizdiğim hatta kazıdığım harfler gibi… Belki de sırf bu yüzden yaptığım ilk performans çalışmalarından birinde kırmızı bir rujla vücudumu boydan boya sürekli çizerek kendi yazdığım ‘Ayakta Uyku’ adlı metni performatif bir eylem içinde dillendirmiştim.
Sanırım yazdığım bunca oyundan, teatral eylemden sonra tüm bunların birleşimini içeren performatif çalışmalarımı özledim. Yazıda performatif olanı yakalamak ya da yazıyı performatif olarak kullanmak gibi şeyler ilgimi çekti yeniden. Şiirlere gelince onlar işte Kraliçeme şiirler. Sadece ona fısıldayabildiğim sırlar, meseleler…
Kraliçeme Bitmeyen Serzenişlerim
Kraliçem / Kaç kişiyiz biz seninle? / Ben seslerimden bihaber / Sen her sevgiliyle / Yeni bir hazırlıkta / Sallanıp silkelenip / Yeni vücutlarda / Rahat. / Kraliçem, / Bu kaçıncı? / Bu göldeki iz, / Bu ışıklarla oynaşan cisimlerimiz, / Ne zaman / Ne zaman duracak? / Kraliçem / Yine kanım çekiliyor / Birileri alıp götürüyor / Renklerimi. / Bir gecede, bir hafta sonunda / Yeni bir bekleyişin düşüşünde / Yine bu hastalıklı kamburda saklanan / Üçüncü dördüncü kişilerimin yükünde… / Kraliçem / Ne olursun, / Duralım artık.
10.08.1997