Eminim sizin de başınıza gelmiştir.
O an…
O fark ediş anı…
Bir insanla tanışırsınız ve bir anda fark edersiniz ki siz aslında çoktan tanışmışsınız. Paralel evrenlerde hayatlarınıza devam etmişsiniz bunca zaman. Siz kendi evreninizde, o da kendinde… Sonra o an gelir. Fiziksel olarak karşınıza dikiliverir bu insan. Aynı anda düşündüğünüzü, aynı anda konuştuğunuzu, söylemeden bildiğinizi, anlatmadan anladığınızı ve aynı sesi aynı anda çıkardığınızı fark edersiniz. Senelerdir tanıştığınızı düşünürsünüz ama aslında hiç tanışmamışsınızdır. Ve birden her şeyi bilmek istersiniz o insanla ilgili. 2 yaşındaki halini, hangi okulda ne yaptığını, sabahları nasıl kalktığını, en sevdiği yemeği, arkadaşlarını, kızdığı anları, evliyse kiminle evlendiğini, çocuğuna nasıl baktığını merak edersiniz, çılgınca bilmek istersiniz. Hatta onu ya da başkalarını bilgi almak için sık boğaz etmemek için zor tutarsınız kendinizi. Kaybettiğiniz zamanlar için gelecekteki tüm zamanları talep etmek istersiniz ondan. Nedir bu? Tam adını da koyamazsınız ama içinde sevgi ve sizi aşan başka güçlerin olduğunu bilirsiniz.
İşin aslı hiç tanışmayabilirdiniz. Şanslısınız. En azından tanıştınız. Başka bir hayata kalmadı el sıkışmanız. Bu bile yeterli olmalı.
“Recent discoveries in quantum physics and in cosmology shed new light on how mind interacts with matter. These discoveries compel acceptance of the idea that there is far more than just one universe and that we constantly interact with many of these “hidden” universes.”