Bu sene festival broşüründe ilk defa Türkçe bir çalışma göze çarpıyor. “Sakınan Göze Çöp Batar”… Kerem Gelebek’le İtalyan asıllı Fransız koreograf Christian Rizzo’nun bu çalışmasını seyretme fırsatım olmadı tarihlerinden dolayı ama tabii ki çok merak ettim ve kendisiyle iletişime geçerek bilgi almak istedim. Türk basınında bu tarihsel olayın yer almamasını kınayarak önemli olduğunu düşündüğüm için aşağıda kendisiyle yaptığım e-söyleşiyi olduğu gibi aktarıyorum:
1) Christian Rizzo’yla olan ortaklığınız nasıl başladı? Nerede tanıştınız? Bu dans çalışması dahilinde nasıl bir ortaklık geliştirdiniz?
Tanışma
Rizzo ile Angers’de bulunan CNDC (Centre National de Danse Contemporaine)’deki eğitimimin ikinci yılında tanıştım (2006). O zaman okul bize profesyonel alandan staj yapmak istediğimiz birisini seçmemizi istemişti. Ben de Christian Rizzo’nun Paris’te CND’de verecegi 3 haftalık workshop’a katılmak istedim ve ilk defa orada, ben halen öğrenci iken tanıştık. Çok verimli bir tanışma oldu ve ben de ileride kendisi ile çalışmak istedigimi soyledim.
Daha sonraları 2007’de ilk defa “Mon Amour” isimli gösteri icin bir araya geldik. Büyük bir ekip ile; Mark Tompkins, Bruno Chevillon, Gerome Nox gibi müzisyenlerin yanı sira deneyimli dansçılardan oluşan gruptaki taze profesyonel olarak. Çok keyfli bir dönem oldu hem benim olan biteni keşfetme, hem de Christian ile iletişimimiz adına. Ardından “L’oubli Toucher du Bois” ve “Benefice du Doute” isimli iki büyük proje daha geliştirdik. Paralel olarak Theatre du Capitole de Toulouse için operalar sahneye koyduk. (Wagner / Tannhäuser, Schönberg / Erwartung – Pierrot Lunaire) bu süreçlerin birisinde dansçı diğerinde ise asistan olarak görev yaptım.
“Sakınan Göze Çöp Batar” solosunun gelişimi de biraz geniş bir zamana yayılıyor. Çünkü 2011 Eylül’ünde çalışmaya başlarken herhangi bir prodüksiyonun baskısı altına girmek istemedik. Dolayısı ile kendimiz sadece “étude” fikri üzerinden çalışmaya başladık yani bir fikri araştırma ve inceleme üzerinden. İlk 10 günlük çalışmalarımızda :
-bir adam üzerine etüd
-bir adam ve bir masa üzerine etüd
-köşede duran adam üzerine etüd vs. gibi bölümler oluşturmaya basladık.
Daha sonra Nisan ayında Porto’daki Serralves’in bir projesi olan “Improvisation Collaborations” kapsamında 3 sanatçı davet edildi. bu 3 kişi ben, Christian Rizzo ve Robin Rimbaud aka Scanner idi. Oradaki 5 günlük çalışmanın sonunda bir gösteri sahneye koyduk ve o noktadan sonra biz bir prodüksiyon aramazken bize teklifler geldi. Biz de 2012 için bu soloyu yapmaya giriştik. Ama bu solo aynı zamanda grup işlerinin ve operaların arasında paralel olarak gelişti.
Mutfak ve Koreografi!
Christian ve ben zamanımızı bir stüdyodan daha çok bir mutfakta geçirmeyi tercih ediyoruz aslında. Çoğu fikri orada geliştirip, harmanlayıp, bekletip, birazını çöpe döküp birazını da başka şeylerle karıştırarak kullanmayı seviyoruz. Bildiğin yemek hazırlamak. Stüdyoda çalışmanın ortasında benim ‘çok acıktım’ demem ya da Christian’in çalışma ortasında “akşama ne yapalım” demesi hiçbir zaman rutin halini almadı. O keyifle beraber pazara gidip alışveriş yapıp tekrar mutfağa döndüğümüzde ‘iş’imize kaldığı yerden kopmadan devam edebiliyoruz.
Christian’a paralel olarak daha pek çok profesyonel koreograf ile çalıştım. Boris Charmatz, Emmanuelle Huynh, Fanny de Chaillé, Syvain Prunenec, Mustafa Kaplan, Filiz Sızanlı etc. hepsi ile çok farklı, çok keyifli deneyimlerim oldu mutlaka. Ama aralarında stüdyodan çıkınca başka bir konseptte bu denli üretime devam edebildiğim kişiler çok fazla değil. Bu sadece onlarla değil, benim yaklaşımımla ilgili bir konudur. Dans etmeye 22 yaşında başlamış birisi olarak neyin, ne zaman olması gerektiğini sorgulamayan birisiyim. Şimdilik…
2) Gösterinin ismi Türkçe ve festival broşüründe de Türkçe olarak geçiyor. Bu ilk defa mı oluyor? Bildiğim kadarıyla şimdiye kadar Avignon Festivaline katılan pek fazla Türk sanatçı, prodüksiyon yok. Doğru mudur?
Avignon Tarihinde Bir İlk!
Gösterinin isminin Türkce olması Avignon tarihinde ilk defa oluyor. Daha önceleri Nazim Hikmet’in oyunu Fransız bir tiyatrocu (burada muhtemelen usta yönetmenimiz Mehmet Ulusoy’dan bahsediyor) tarafindan sahneye konuldu ama Fransizca olarak tabi ki. Bunun dışında sadece festivali takip amaçlı kişiler var. İksv vs..
Bu isim de yine bir masabaşı sohbetinden ortaya çıktı. Benim sevdiğim bir atasözüdür.Sanırım şu anda dünyayı kasıp kavuran “güvenlik” anlayışı üzerine konuşuyorduk. Küçük çocuğun anne tarafindan uygulanan ‘sakınmaları’ ve bireylerin devletler tarafindan uygulanan ‘sakınmaları’. aslında ne kadar kırılgan kalabilirsek o kadar dayanıklı olabileceğimiz üzerine. Bu arada zaten Association Fragile altında bir prodüksiyon bu.
3) Çalışmanızla ilgili nasıl tepkiler aldınız? Deneyiminizden memnun musunuz?
Christian da ben de virtüöziteyi %100 göstermekten çekiniriz. Bu, izleyen kişinin hayal gücünü kısıtlayabilir. Sirkte olduğu gibi. Farklı bir kabullenme oluşur:
– Evet bu kişi bu kadar hareketi yapabiliyor ve ben yapamam. O zaman şapka…
Halbuki izleyen kişinin kendisini rahatlıkla benim yerime koyabileceği, farklı bir empati yaratabileceği ama gösteri esnasında hem benden hem de kendisinden uzaklaşabileceği bir alan yaratmak benim niyetim. Benim neler yapabileceğimi değil, benimle beraber kendisinin nerelere gidebileceğini fark etmesidir beni çeken nokta. Sanırım bu Christian ile olan belirgin ortak noktamız. Geçenlerde bir yerde okuduğum bir söz vardı: “Başarının iki sırrı var:
1- Hiçbir zaman her şeyi söyleme.
–
Avignon’daki İlgi Büyük
Avignon’da gösteriler öncesinde bir basın toplantısı düzenlendi. İşin ana teması “exile/sürgün” olduğundan ve benim Türk olmamdan ötürü korktuğum başıma gelmedi neyse. Bir noktada İsrail, Suriye gibi konulara girilmeye çalışılacağından korkmuştum açıkçası. Çünkü bu işteki sürgün, coğrafi değil, her hangi bir yer, zaman, mekanda gerçekleşen, tamamen kişisel, kendi kendine olan sürgündür. Sadece inanılmaz bir merak oluştu ve festivalin en çok konuşulan işlerinden birisi haline geldi. Henüz gösteriler başlamadan… Bu da tabi ki beni rahatlatmak yerine diken üzerine oturttu. Sonuçta 5 günde yapılacak 6 gösterinin biletleri çoktan tükenmişti. (Avignon’da inanılmaz bir seyirci potansiyeli var)
Neticesinde herşey beklediğimizin de ötesinde gelişti. Hem profesyonel alanda (programatörler, prodüktörler vs) hem de seyirciler arasında çok pozitif bir tepki aldı. Önümüzdeki sezon için şimdiden dünyanın farklı yerlerinde 25 gösterimiz bekliyor. Umuyorum ki seneler içerisinde ben başka işlerle uğraşırken de bu soloyu göstermek için zamanım olsun. Özellikle Avignon’dan sonra bu artık tırmanmaya başladı. Ama aynı zamanda prodüktorler yeni başka bir iş için bekliyorlar. 2013 Avignon için prodüksiyonu da yine Festival d’Avignon tarafından yapılacak olan yeni bir grup işimiz olacak. ‘Folklör’ uzerinden yola çıkacağımız bu işte Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Lübnan, Türkiye gibi Akdeniz ülkelerini beraber gezip hem araştırma hem de yeni insanlarla tanışma fırsatı bulacağız. Bu seyahatte Christian’la videoya kaydetmek yerine, ben kendime kaydetmeye çalışacağım ve dönüşümüzde yeni iş için kolları sıvayacağız.
Umarım bir gün gelip Istanbul’da ya da başka bir şehirde paylaşabilirim bu işi..