“İnsanlar, hanımefendi, tüm hayatlarını bir şeylerden kaçmak için harcarlar. Adeta çarçur ederler onu. Hele bilinmeyen şeylerden kaçmak için özel bir gayret sarf ederler. Allaha inanırlar ama Allah’ı kurcalamak istemezler. Cinleri bilirler, onlar hakkında hikâyeler dinlerler ama geceleri onları unutabilmek için dualar ederler. Farklı ülkeleri bilirler, kimileri seyahatler eder ama nadiren bilmediği ülkede yaşamak isteyenler olur. Ölen geri dönen olur hikâyelerini dikkate almazsınız. Beyniniz vardır, derinliklerinden korkarsınız. Kalbiniz vardır deli gibi atmasın diye ilaç bile alırsınız. İsteseniz, dileseniz içinizdeki güç sizi göğe ulaştırabilir ama bilmek istemezsiniz. Bir de üstüne bilimden irfandan bahsetmeyi görev bilirsiniz. Garip ikilemler yaşarsınız. Anlam veremezsiniz. Kendinize sayısız sınırlar koyarsınız sonra da onları aşmaya çalışmakla geçer zamanınız. Anlayacağınız tüm hayatınız kaçmakla, kaçamaklarla geçer. Hayatın sonuna geldiğinizde de korkularınız o denli yerleşmiştir ki öbür dünyayı düşünmekten kaçırdıklarınızı ya da kaçtıklarınızı unutursunuz.”
(SANKİ, 2012de bitirmeyi umut ettiğim romanımın sevdiğim bir yerinden alıntı)